50 yıldır gündemde...
Son 15 yılda 4 ihale yapıldı; bir türlü becerilemedi. Üstelik de halk karşı çıktığı için değil, karar vericiler 50 yıldır kamuoyunu hiç umursamadı bu konuda, kendi beceriksizliklerinden ya da beklenmeyen binbir türlü aksilik yüzünden. Galiba bu işte bir uğursuzluk var. Ya da "her şerde bir hayır vardır" mı demek lazım? Zor bir soru gerçekten...
Çünkü, ahlaki bir seçimle karşı karşıyayız.
Olası bir kaza anında kitlesel bir imha silahına dönüşebileceğini biliyoruz...
Ölümcül etkilerinin sadece anlık olmadığını, nesiller boyunca devam edeceğini biliyoruz...
Kaza olmasa da normal işleyiş sonucu ortaya çıkan atıkları hiçbir şekilde zararsız hale getiremeyeceğimizi de biliyoruz. Tek yapabildiğimiz, atıkları beton ve kurşun bloklara sarıp toprağın derinlerine gömmek.
Bir sızıntı olmayacağını ve sinsi bir düşmanın suyumuza, ekmeğimize sızmayacağını umarak.
Birkaç kuşak sonraki nesillere kitlesel felaket mayınları bıraktığımızı düşünmemeye çalışarak...
Rekabetçi ekonomi Her ülke gibi Türkiye de refah içinde yaşamak istiyor. Gelişmiş bir toplumda, bireyin sahip olduğu tüm hak ve imkânlardan yararlanmak istiyor. Bunun içinse güçlü ve rekabet edebilir bir ekonomiye sahip olması şart. Ama bunu gerçekleştirecek enerjisi yok. Çünkü Türkiye, enerji fakiri bir ülke. Bütün iyi niyetiyle çalışıp, mümkün olan tüm yenilenebilir enerji kaynaklarını devreye soksa bile buradan üretilen enerji günümüz dünyasının gerektirdiği hızlı kalkınma için yeterli olmayacak. Ya petrole ve doğalgaza bağımlı olup pahalı bir enerji üreteceğiz ve başka alanlara akması gereken kaynak buna gidecek. Ya da ucuz enerji üretmek için başka yollar bulacağız. Ucuz enerji istiyorsak maalesef en ucuzu nükleer enerji... Melanet mi, nimet mi sorusu ise tam bu noktada kurcalamaya başlıyor aklımızı. Ya kalkınmamızı hızlandırmak için biz de nükleer santrallar kurup bu amok koşusuna katılacağız ya da ekonomik gelişmeden ve bu arada da belki egemenlik gibi kimi başka unsurlardan feragat edip daha mütevazı bir hayatı seçeceğiz. Yukarıda yazdıklarıma bakıp sakın ola ki "karşımızda iki seçenek var" gibi bir hayale kapılmayın sakın. Bu artık Türkiye'ye kalmış bir karar değil. Karar daha büyük bir platformda verildi. İnsanlık seçimini yaptı. Bu lanetli hediyeyi reddetmedi. Nükleer enerji -bir nimet ya da melanet olarak- geleceğimizin parçası artık. Biz de Türkiye olarak bu yola girdik. Bir yetkili, "Nükleer enerjiye karşı olan elektrik kullanmasın o zaman" dediğinde neden ahlaki bir seçimle karşı karşıya olduğumuzu daha net anladım. İnsanlık bugünkü yaşam biçiminden, hep daha fazlasını istemekten ve engellenemez bir sahip olma, tüketme hırsından vazgeçmedikçe kaderimizdeki yıkımdan kurtulamayacağız. Bunun bir rüya olduğunun farkındayım elbette. İnsanlık olarak bizi bekleyen asıl ve daha büyük tehlikeler pusuda beklerken, uğraştığımız şu konulara bir baksanıza... Doğru adımı atacak olgunluğa erişmek bir yana, yanlıştan vazgeçmek gibi bir erdemi bile gösteremeyen bir dünyada yaşıyoruz çünkü. "Doğru"nun er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Bu kez ortaya çıkışının "çok geç" olmayacağını umuyoruz sadece... |